Image Hosted by ImageShack.us
image hosting file


www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

TARİHİ UYARI - KARDELEN - Blogcu
Ana sayfa yap


VAROLMAK;KARDELEN GİBİ TÜM OLUMSUZLUKLARA RAĞMEN HAYATA BAŞKALDIRABİLMEKTİR



KARDELEN

Pazar, Nisan 15, 2007 - TARİHİ UYARI

 

 

MUHTEŞEM BİR GÜNDÜ

           "Cumhuriyet Yürüyüşü" adı altında yapılan ve bence tarihe geçecek olan bu gün yani "14 Nisan 2007" şeriata atılan bir tokat niteliğindeydi.Cumhuriyet'imizi şeriat yanlısı insanlara teslim edemiyeceğimizin bir göstergesiydi.Bir öğretmen olarak bu mitinge katıldım ve ben de Ankara'daydım.Görüntü muhteşemdi.Sözcüklerle anlatılacak gibi değil.Televizyonlarda gördükleriniz çok azıydı.Verilen rakamlar kesinlikle yalan.Bazı medya gruplarının sıradan bir olay gibi yansıttıkları bu gün hiç de onların dediği gibi değildi.Ama paranın gücü gerçekleri yazmalarına engel oluyor maalesef.Oysa bilmiyorlar ki bu CUMHURİYET hepimizin ve hepimizin sahiplenmesi gereken bir değer.

 

BUGÜN SAHİP ÇIKMAZSAK YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR.

 

İzmir Karşıyaka'dan 13 otobüs kaldırıldı.

 

 

Karşıyaka sahilinde otobüsümüzü beklerken

 

 

2 kilometre uzunluğundaki bayrağımızı açtığımız an.

 

 

Görüntü o kadar güzeldi ki bayrağın altına girip alttan fotoğrafını çektim.

 

 

ANITKABİR ANLATILACAK GİBİ DEĞİLDİ.

BELKİDE TARİHİNDE EN ÇOK ZİYARETÇİ AKININA UĞRADIĞI GÜNDÜ.

 

 

EN ANLAMLI PANKARTLARDAN BİRİ

 

 

ATA'MIZI GURURLANDIRDIĞIMIZ ANLAR

 

 

 

 

 

 

 

Anıtkabir'in merdivenlerinde tesadüfen Bedri Baykam'la yan yana geldik.

 

 

 

 

NE ACIDIR Kİ BÖYLESİNE GÜZEL  BİR GÜN AYNI ZAMANDA HEPİMİZİN YÜREĞİNİ ACITAN ,33 YAVRUMUZU ,ANNELERİNİ ve MESLEKTAŞLARIMIZI YİTİRDİĞİMİZ BİR GÜNE DE DAMGASINI VURMUŞTUR.YAKINLARINI ve YAVRULARINI KAZADA KAYBEDEN ACILI AİLELERE BAŞSAĞLIĞI ve SABIR DİLİYORUM.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2007-06-27 02:34:11 - selam

Yazan: poyrazkoy
Dost sitelerden ulaştım blogunuza.İyiyki gelmişim çektiğin fotoğraflarda kendimi gördüm.Baştan beşinci fotoda,sizin 2 km lik bayrağınızın solunda gri ceketli elinde bayrak kaldıran bir adam var.İşte o adam bendeniz efendim.Ankara'yada,İzmir'ede,Çanakkaleyede,Samsuna da gittim.Zaten İstanbuldayım.Mustafa Kemal ve vatan aşkı neler yaptırmıyor ki.Dilerim 23 temmuz
daha güzel günlerin başlangıcı olur da yeniden yollara düşmek zorunda kalmayız.
Sevgiler bıraktım sayfana sevgili öğretmenim.
Bağlantı

2007-06-16 15:51:00 - Cumhuriyet Hepimizin

Yazan: ayfergokcen
Sayın Hilâl,
Hilâl nikiniz mi ,yoksa isminiz mi bilemiyorum.Ama şunu biliyorum ki beni ve İzmir'i çok iyi tanıyan bir kişisiniz.Üyesi olduğum bir öğretmen sitesi var belki de ordaki Hlilâl'siniz.Kim olduğunuz tabiki önemli değil.Önemli olan insanların düşünceleridir.

Mesajınızda belirttiğiniz bazı konularda size yanıt vermek istiyorum.

Karşıyaka-İzmir ayrımcılığı ile ulusal mücadelemizi bir tutmanız gerçekten çok ilginç.Evet yalan değil...Karşıyaka'da oturan insanlar Karşıyaka'yı İzmir'den farklı tutarlar.Ben de 29 yıldır Karşıyaka'da oturan biri olarak bunu yaşıyorum.Karşıyaka benim için bir sevdadır.Bu sevda ölünceye kadar da bitmeyecek.Bu düşüncemin sanıyorum kimseye zararı yok ve benim ya da başka insanların bir tercihidir.Siz de yaşadığınız yeri sonuna kadar savunabilirsiniz.Bunlar yaşadığın yeri sevmen ve orda yaşamaktan mutlu olmanla ilgilidir.Eğer bu kadar basit bir konuyu bölücülük olarak düşünüyorsanız vay bizim halimize ! Hepimiz vatanımızı seviyoruz.Özellikle son günlerde hoşgörüyle birlik ve beraberlik içinde olmak en büyük ihtiyacımız.

Yazınızda "Eminim ki Başbuğ ATATÜRK yaşasaydı bugün bilinçsizce meydanlara çıkanları yargılardı İstiklâl Mahkemelerinde!!! " demişsiniz.Öncelikle şunu belirteyim Sayın Hilâl,her siyasi düşünce işine geldiği gibi ATATÜRK isminin önüne bir sıfat takmıştır.Atatürk isminin önüne getirilecek çirkin ya da güzel hiç bir sıfat ATATÜRK gerçeğini ortadan kaldıramaz...Bırakın Türk ulusunu bütün dünyanın önünde eğildiği bir insanın yani ATATÜRK'ün öğretmeni olmak beni son derece gururlandırıyor.30 yıllık meslek hayatımda Atatürkçü düşüncemdeki çizgimden asla taviz vermeden bu günlere geldim ve hep bu doğrultuda öğrenciler yetiştirdim.

Sayın Hilâl, Atatürk sağ olsaydı neden meydanlara çıkanları yargılardı ki? Sanıyorum siz bu mitinglere katılmadınız.Eğer katılsaydınız meydanlarda toplanan yüzbinlerce insanın tek bir siyasi görüşe sahip olmadığını ve tek ortak noktalarının "Cumhuriyet"ine sahip çıkmak olduğunu görebilirdiniz.Çoğu mitinglerde olaylar çıktığı halde niçin Cumhuriyet mitinglerinde olaylar çıkmadı.Çünkü ortak paydamız çok önemliydi "Cumhuriyet"...

"Yarının büyüklerini yetiştirenlerin böyle galeyana gelmelerini görmek üzücü.. " bu söz size ait Sayın Hilâl, bu sözünüzü size aynen iade ediyorum ! Hiç kimseyi o meydanlara silah zoruyla götürmediler.Vatanına sahip çıkan ve geleceği için endişe duyan,duyarlı insanların toplandığı alanlardı.Bir ulusun yeniden uyanışıydı.
İsterseniz Atatürk'ün Gençliğe Hitabını bir kez daha okuyun,okuyun ki yıllar önce bu günleri görebilen Atatürk'ün önünde bir kez daha eğilin.Ankara mitinginde Anıtkabir'de toplanan insanları görseydiniz Atatürk'ün o insanlarla ne kadar gurur duyduğunu da hissedebilirdiniz.Saygılarımla.




Düzenleyen ayfergokcen gün: June 16, 2007 saat: 16:24
Bağlantı

2007-05-18 17:10:47 - önce herkes kendini bilmeli!!!

Yazan: HiLâL
meydanlara inip gösteri yapana kadar öncelikle göztepe karşıyaka ayrımını bi yere bırakın!!!
yok tam 35 yok 35,5.. ayıp ya.. siz önce kendi şehrinizde bütünlük sağlayında sonra Cumhuriyetimizi kurtarın!!!
Eminim ki Başbuğ ATATÜRK yaşasaydı bugün bilinçsizce meydanlara çıkanları yargılardı İstiklâl Mahkemelerinde!!! Çünkü inönünün chp sinin sandık çalışmasından ileriye gidememiştire bu yapılan yürüyüşler..
açıkcası yarının büyüklerini yetiştirenlerin böyle galeyana gelmelerini görmek üzücü..
saygılar.
Bağlantı

2007-04-29 12:00:52 - Canım Ablam ve aynı zamanda Manevi Annem'e

Yazan: Mustafa Kemal'in Askeri
Canım Ablacım, valla seni tanıdığım o ilk günü üzerinden yıllar geçsede daha dün gibi hatırlıyorum... Bize evini açtın, evini açtığın yetmedi bizi evlendirdin, o da yetmedi bize evini verdin, o da yetmedi dertlerimizi , tasamızı , sevincimizi ve üzüntümüzü paylaştın...Şimdi bu da yetmezmiş gibi ülken adına , demokrasi adına, Mustafa Kemal adına yollara düşüp şeriata ve yobazlara bayrak açtın... Seninle gurur duyuyorum demek sadece okyanusta bir damla suyu tarif etmek gibi ama bazen kelimeler kifayetsiz kalıyor tıpkı o meydanlarda görüntüyü görüp soluksuz kalındığı gibi...
Daha yazacak nice şeyler var... Ne varki ben işi öz bir şekilde toparlayayım....
İYİKİ VARSIN CANIM ABLAM...
Oğlun Metin...
Bağlantı

2007-04-21 18:23:12 - ÇOCUKLARA KIYANLAR !

Yazan: Hasan Fuat Göçer - Gökçen ve Sencer'in babası
ÇOCUKLARA KIYANLAR !

33 kişi, İzmir’den Kapadokya gezisi için neşeyle yola çıkan minik öğrenciler, ülkelerini tanımanın heyecanını yaşıyorlardı, bir çoğu ilk kez oturdukları yerden dışarıya çıkmışlardı. Etraflarına ilgiyle bakıyorlar, öğretmenleri ve velileri ile doyasıya eğleniyorlardı. Derken vakit akşam oldu yemek için mola verildi, neşe içinde yemeklerini yerken bulundukları lokantaya da neşe doldurmuşlardı, çocukların bu neşeli hali etraflarında yemek yiyen diğer yorgun insanlara da enerji vermiş, içlerine neşe ve huzur doldurmuş tu. Artık hareket saati gelmişti, bütün çocuklar sabahleyin Kapadokya’yı görecekleri için acele ile otobüse bindiler, varacakları yere bir an önce varmak ve ülkelerini tanımaya başlamak istiyorlardı… ama bilmedikleri bir şey vardı. Ülkelerinde kural tanımayan yaratıkların, umursamaz bir şekilde her tarafta dolaştıklarından haberleri yoktu, bir gün önce uykusunu alamamış bir şoför amca ile hedeflerine doğru yola koyuldular, minik bebeler rüyalarında yemyeşil yerler, etrafların da uçan ve onlarla oynayan melekler görüyorlardı, neşeyle sordular ‘’ burası neresi, Kapadokya mı ?’’ dediler… melekler ‘’ sizler artık Cennet’tesiniz’’ diye cevap verdiler…

Evet, bu evlatlarımız acı bir şekilde aramızdan ayrıldılar, ülkemizde kurallara uymamayı görev sayan kişiler sebep oldular, ama bu yaratıklara gerekli cevabı, hepsi birbirinden değerli hakimlerimiz ve savcılarımız verecekler, elbette verilecek en ağır ceza bile ailelerin acısını dindirmeyecek ama en azından örnek teşkil edecek bir ceza verilirse, ülkemizde kurallara uymama diye bir sorun kalmayacak. Yalnızca trafik için geçerli olmayacak bu karar. Aynı şekilde vurdumduymazca hareket ederek masum canlara kıyan yada bu tür olaylara sebep olan her kişi için geçerli olacak. Rögar kapağını çalan da, alan da, o kapağı yerine monte etmeyen de cinayete ortak olmaktan yada TCK da mevcut bulunan olası kastın en üst sınırından hüküm giydikten sonra, öyle inanıyorum ki ülkemizde insan hayatı en ön plana çıkacak, özel yada tüzel kişiliklerin hepsi önce insan ilkesini düşünerek daha doğrusu alacakları ceza korkusuyla, insan hayatını düşünerek hareket edeceklerdir. Bu konuda değerli hakimlerimize ve savcılarımıza çok önemli görev düşmektedir. Böyle bir durumda Yargıtay’a giden davalarda da sayın Yargıtay üyelerimiz üst sınırdan verilen cezaları ‘’ gerekçesini’’ aramadan onaylarsa, halka çok büyük hizmet etmiş olacaklar ve halkın adalete olan güvenini sağlamış olacaklardır. Masum insanlar adalet arıyorlar.
Şimdi gelelim bu feci olayın sorumlularına, uykusunu alamayan şoför, karşı yöne geçerek bir kum kamyonuna çarpıyor, benim düşünceme göre kum kamyonu ve o kumu yükleyen firmada birinci derecede sorumlu. Tıpkı 44 kişilik bir otobüse 66 kişiyi dolduran turizm firması sahipleri gibi.
Eğer 15 tonluk kum kamyonu, 25 ton kum yüklemeseydi bu kazada kayıplarımız çok daha az olacaktı. Normal tonajda yüklenen bir kamyonun manevra yeteneği daha seri olacak ve belki de üstüne doğru gelen otobüsten kaçabilecekti, o anda da uyanan otobüs şoförü, aracını toparlayabilecekti.
Eğer kum yükleyen firma, karayolları kanununa uygun hareket ederek, kum kamyonunu istiap haddi kadar yükleseydi, bu çocuklarımızın kurtulma şansı yine olacaktı. Kum kamyonuna çarpan otobüs tıpkı ‘’ sabit bir kayaya çarpmış gibi oldu ve yerinden dahi kımıldayamayan bu kum kamyonunun tüm enerjisi fizik kuralları gereği otobüsün üzerine binerek, otobüsü paramparça hale getirdi.
Eğer turizm firması daha fazla kazanmak uğruna, fazla yolcu almasaydı yada yine karayolları kanununa göre her koltuğa bir yolcu alarak hareket etseydi… bu facia daha az can kaybına sebep olacaktı. Evet veliler yada okul yöneticileri daha ucuza çıkması için fazla yolcu talebinde bulunabilirler ama bu turizm firmasının kanunları çiğnemesini gerektirmez !
Şimdi soruyorum
Kum kamyonu şoförü aşırı yüklü olduğu zaman frenlerinin iyi tutmayacağını ve bir kaza anında ölüme sebebiyet vereceğinin bilincinde değimlidir ?
Kumu yükleyen firma, aynı şekilde bu kamyonun kaza yapma olasılığını düşünerek, olabilecek bir kazada ölümle sonuçlanacağını bilemez mi ?
Üç kuruş fazla para kazanmak için fazla yolcu alan bir turizm firması, yine bir kaza anında ölüm oranının,çarpmanın etkisiyle ezilmelerle olabileceğini bilmiyor mu ?
Uykusunu tam almadan yola çıkan bir şoför, direksiyonda uyuyup ölümlere sebep olabileceğini bilemez mi ?
Sorumluluk sahibi olan ve insan hayatına değer veren herkes, bu sonuçları görür. Eğer ülkemizde sorumluluk bilinci ile hareketi eğitimle öğretemiyorsak ya da bu yaratıkları eğitemiyorsak… Eğitecek kurumumuz mevcut, yani ‘’ Yargı’’. Evet görev size düşüyor değerli hakimlerimiz ! Bu çocuklar hepimizin çocukları, sizin yada bizim çocuklarımızda bu otobüsün içinde olabilirlerdi. Aramızdan uçup melek olan bu yavrularımız ahret’te bizlere hesap sorarlarsa… Ne diyeceğiz ? Kaderiniz buymuş deyip geçiştirecek miyiz? Yoksa boynumuzu bükerek susacak mıyız ?
Adalet diye çırpınan ailelerin yüreğine su serpin Hakim bey !
Hayatlarının ilk baharında aramızdan ayrılan yavrularımızın, hayatına sebep olanların hesabını görün Hakim bey !
Adalet, Adalet diye inleyen sessiz feryatları duyun Hakim bey !
Evladını eliyle kara toprağa veren babayı hissedin Hakim bey !

15 Nisan 2007- HASAN FUAT GÖÇER
Bağlantı

2007-04-21 17:48:51 - ULUSAL EĞEMENLİĞİMİZE HİZMET EDEN TÜM ÇOCUKLARA

Yazan: Hasan Fuat Göçer - Gökçen ve Sencer'in babası
MİLLİ MÜCADELEDE DESTAN YAZAN ÇOCUKLAR

Destan yaratan çocuklarımız, milli mücadele yılları… ülke parçalara ayrılmış, açgözlü Fransızlar,İngilizler, İtalyanlar, Yunanlılar ülkenin dört bir yanına girmiş, orduları dağıtılmış, Türk ulusu olmaz zulümle karşı karşıya kalmıştı.
Ama Fransızlar bilmiyorlardı nelerle karşılaşacaklarını, bilmiyorlardı ki Türk’e boyunduruk vurulamayacağını. Bunları bilmeyen Fransızlar Antep, Urfa ve Maraş’ı işgal ettiler. Fransızlar Maraş’ı birkaç yüz kişi ile, Urfa’yı da bir tabur ile işgal ettiler; yiğitçe direnen yöre halkı karşısında Fransızlar pek fazla direniş göstermeden ayrıldılar. Ama Fransızlar, kaderi kara yazılmış Antep’ten ayrılmak istemiyorlar, kuvvetlerini bu şehre yığdıkça yığıyorlardı. Düşman kuvvetleri :
19 Tabur Piyade
2 Süvari Alayı
5 Dağ Bataryası
1 155’lik Batarya
1 105’lik Batarya
1.5 Batarya 65’lik Top
½ Batarya 155’lik Top
1 Uçak Filosu (6 Uçak)
4 Tank
6000 Hayvan
21.500 İnsan ‘dan (1.500’ ü Ermeni gönüllü) oluşan koca bir ordu.
Gelelim Fransız’a , dünyayı dar eden, Antep kuvvetlerine
2070 kişi tüfekli
850 kişi silahsız
1 adet Ramazan topu ( her atışta parçalanıp yeniden onarılarak ateş eder hale getirilen )
Çocuk ve Kadınlar

Tankı, uçağı, topu, atları ve 21.500 kişiden oluşan koca orduya karşı, 2920 kişiden oluşan, özgürlüğü için, namusu için, vatanı için ölümü göze alan, yürekleri bir dünya kadar olan Antep halkı… Çocuğu, kadını, erkeğiyle birlikte.
Fransızlar 11 ay giremediler Antep’e . Çeteler (Antep savaşında sivil , silahlı halk ) cephelerde çarpışırken geri hizmetlerde bebeler bile görev yaptılar.
Çocuklarımız, analarının peçesini açmağa çalışan Fransız’a korkmadan taşla saldırdı, süngüyle delik deşik edilen bu çocuk, meşaleyi ateşledi… Şehit Kamil, küçük Kamil annesinin peçesini açmaya çalışan iki sarhoş Fransız askerine karşı taşla saldırdı, annesini kurtardı ama ne çare ki kendisi, Fransız süngüleriyle oracıkta can verdi.
Çocuklarımız, cepheden cepheye cephane ve erzak taşıdılar, hele hele bunların içinde 14 çocuk vardı ki… Yaşları 10 ile 14 arasında 14 çocuk şehit… Nasıl kıyılır bu çocuklara ? Nasıl yürek parçalanmaz , hunharca kurşanlanan ve süngülenen bu çocuklara ?… Antep’in çocuklarına…
27 Mart 1920, Antep halkı düşman Fransızı şehre sokmamak için, şehre 28 km uzaklıkta Elmalı köprüsünde, Şahinbey önderliğindeki çeteler can siperane çarpışıyorlar ama cephane azalmış erzak bitmiştir. Antep’ten hemen cephane ve erzak elde bulunan katırlara ve eşeklere yüklenir; yetişkinler cephede olduklarından bu iş bebelerimize kalır. 10 ile 14 yaşları arasındaki bebelerimiz büyük bir sevinç ve heyecanla hayvanları önlerine katarak 28 km uzaklıktaki Elmalı köprüsüne varırlar. Vakit akşam olmuştur, Şahinbey ve çeteler çocukları alınlarından öper ve karınlarını doyururlar. Yavrular Şahin Beyin, çetelerini etrafında toplayıp Kur-an ve silah üzerine el bastırarak yemin ettirmesini büyük heyecan içinde izlerler. Gece yola çıkıp Antep’e dönemeyen çocuklar, geceyi Elmalı Köprüsüne 200 metre uzakta bulunan ‘’ DOKURCUM DEĞİRMENİ’’ nde geçirirler. Sabah uyandıklarında Şahinbey ve çeteleri şehit olmuş, köprü başında al kanlar içinde yatmaktadırlar. İşte o anda alçak Fransız, çocukları görür. Çocuklar silahsız, hepsi ana kuzusu ama yürekleri memleket kadar büyük. Hemen değirmene girer küçük yavrular, kapının arkasına ne bulurlarsa koyarak beklemeye başlarlar. Fransız kapıya dayanır açamaz, hemen kapıyı havaya uçururlar, 14 masum yavruyu ellerini bağlayarak dışarıya çıkarırlar, değirmenin yanındaki dik kayaların altına getirirler. Çocuklar elleri birbirine bağlı halde, tüfeklerini kendilerine doğrultmuş Fransıza bakmaktadırlar, Ali, Hasan, Hüseyin, Bekir, Mamet, Ahmet, Ömer, Cevdet, Hökkeş, Şahin, Abdullah, Mahmut, Kadir ve İbrahim… hepsi birbirlerine baktılar, gözleri ile helalleştiler ve sanki sözleşmiş gibi, hep beraber şahadet kelimesini haykırarak söylemeğe başladılar, daha kelimeler bitmeden sessizlik bozuldu; tak,tak,tak… Yüzlerce mermi sesi dik yamaçlarda yankılandı, yankılandı, yankılandı… Sanki Fransız tüm hıncını bu bebelerden alıyordu, cansız bedenler toprağa düştüler, bununla yetinmeyen Fransız cansız bedenleri süngülemeğe başladı, süngüledi, süngüledi, süngüledi… Çocukların tekrar kalkmalarından korkuyorlardı, sanıyorlardı ki Antep’e Azrail uğramıyor, ölen tekrar diriliyordu.

Kim unutabilir, fedai çocukları, Şehit İsmail ve Gazi Mehmet’i ; Antep kuşatma altında iken, merkez komutanı Arslan Bey, kuşatmanın dışında bulunan 2. Kolordu Komutanı Selahattin Adil Bey’e bir haberin acele gönderilmesi gerekiyordu. Hiçbir kimsenin şehrin dışına çıkma imkanı yoktur. Arslan Beyin yanında bulunan 11 yaşında iki çocuk, İsmail ve Mehmet , biz gideriz dediler ve mektubu alıp kuşatılmış şehirden çıkmak için yola koyuldular. Tam kuşatmayı yaracakları sırada dürbünleri ile etrafı gözleyen düşman askerleri, çocukları görür ve süvarileri gönderirler. Süvarilerin geldiğini gören Mehmet elinde bulunan haber kağıdını hemen yanında durduğu üzüm bağının dibine gömer, İsmail ve Mehmet sorgularında; öksüz oldukları için dilenmeye çıktıklarını söylerler. Akşam vakti çocuklar serbest bırakılır, şehre dönmek için hareket eden çocuklara yolda başka bir Fransız grubu ateş açar, iki çocuk da vurulur, 11 yaşındaki İsmail şehit olur. Mehmet yaralıdır, Fransızlar hastahanede Mehmet’in yaralı ayağını keserler. Mehmet’i ziyaret eden Fransız komutanı Abadi sorar: ‘’Şehre döndüğün zaman bize karşı tekrar savaşacak mısın ? ‘’ 11 yaşındaki Mehmet hiç korkmadan ‘’ emin olabilirsiniz’’ der. Mehmet şehre döndükten sonra, tek bacağıyla seke seke savaşın sonuna kadar hizmet eder.

Tilki Mamet’in oğlu Şerif, o da henüz 11 yaşında, bir bombardıman esnasında, siperlerle, Heyet-i Merkeziye arasındaki bağlantı kesilir, telefon kablosuna ihtiyaç vardır ama elde mevcut kablo hiç yoktur. Bağlantı kopukluğundan ötürü siperdekiler ne yapacaklarını şaşırırlar. O esnada siperdeki babasına ve diğer şehir halkına yemek ve su getiren Şerif, konuşmaları duyar, ‘’ bana bir tel kesen makas verin size tel getireyim’’ der. Bu işin nasıl olacağını bilemeyen çeteler, 11 yaşındaki Şerif’e güvenerek tel makasını verirler.
Gece geç vakit Şerif omzuna doladığı telefon telleriyle geldi.
- ‘’ Nereden buldun bunu ?’’ dediler. Başını okşadılar, öptüler, karnını doyurdular.
Şerif yaptığı işi anlattı:
- ‘’ Bağların içinden, doğru Alleben deresi’ne indim. Dere çukurda olduğu için düşmanlar beni görmedi. Yürüyerek Mağanoğlu Köprüsü’ nün altına vardım. Akşam oldu, köprünün ayağının dibindeki telefon direğine çıktım, teli kestim sonra diğer direğe çıkıp onu da kestim ve kimseye görünmeden aynı yoldan geri döndüm ‘’ dedi. Ne yazık ki bir süre sonra çetelere yemek taşıyan Şerif, yemek taşıdığı sırada şehit oldu.

Şahin Bey’in oğlu Hayri,
Babası şehit olan Mamet Ali, bunlar 11 ve 12 yaşlarında elde tüfek cephelerde savaştılar, babalarının intikamını aldılar.

İlk işgal günlerinde, şehrin içine giren Fransızların komutanı, bir okulu ziyaret eder, okuldaki çocuklara yanında getirttiği şekerleri vermek ister ama ilkokul çocukları kendilerine uzatılan şekerleri almazlar. Bu durum karşısında ne yapacağını şaşıran komutan şekerleri kapının önüne bırakıp gider. Çocuklar şekere dokunmazlar bile, okul idaresi şekeri düşman karargahına geri gönderir ve görevli müstahdeme tembih ederler
‘’ eğer şekerleri almazlarsa kapılarının önüne bırak gel ‘’ diye. Nitekim hademe şekerleri karargahın önüne bırakıp gelir.

Evet ,Türk çocukları bir destan yazdılar, ülkenin kurtuluşu için gözlerini bile kırpmadan şehit ve gazi oldular. Topraklarımızın her karışı kanla alındı, dedelerimiz bizim için savaştı ve şehit oldu. Emperyalistlerin o zamanki politikaları ne ise şu anda da aynı politikayı gütmektedirler. Topu ile , tüfeği ile alamadığı topraklarımızı, çeşitli hileler kullanarak almak istiyorlar. TV’ ler vasıtasıyla kendi lisanlarını , bozuk ve çıkarcı kültürlerini; lokantalarımız vasıtasıyla da Fast Food tarzı yemeklerini, ülke çocuklarımıza ve gençlerimize aşılayarak, çocuklarımızı zehirlemek ve egemenlikleri altına almak istemektedirler.
Ama bilmiyorlar ki; Anadolu’yu gezerken her köyde, her şehirde gördüğünüz ayağı yalın, başı kabak ‘’ Höt !... ‘’ dediğimiz zaman kaçan çocuklarımız, normal hayatta, yukarıda örneklerini sıraladığım çocuklara benzerler. Ama ülkenin zor zamanlarında bu çocukların her biri aslan kesilir ve ölümü dahi göze alırlar.

Ey Türk çocuğu ! Allah seni özenerek yaratmış, dünyanın bozuk ahlak ve düzeni, senin genlerinde bulunan, üstün zeka, üstün ahlak ve üstün yeteneğini bozmaya yeterli olmayacaktır. Zor şartları aşabilme yeteneğin ve zor şartlarda göstereceğin üstün kahramanlıklar, sana gösterilmek istenmese de, sen sahip olduğun özelliklerini korumaya yeterlisin. Kim ne derse desin ! Sen dünya’yı yönetebilecek yeteneklerle donatılmışsın. Türk çocuğu Allah’ın Dünya’ya bir armağanıdır.
23 İSAN ULUSAL EĞEMENLİK BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN SEVGİLİ ÇOCUKLARIM.

19 Nisan 2007 – HASAN FUAT GÖÇER
Bağlantı

2007-04-19 18:39:04 - slmm

Yazan: zorlukizlar
anladıgımm kadarıyla öğretmensınız bende lıse son öğrencısıyımm blog cok gusell gercektenn öğretmenım atamızı atatürkümüzü öyle gusell anlatmıssınız kı daha ne dıyımm kendınıse ıyıbakınn
Bağlantı

2007-04-16 21:15:57 - Ne Mutlu Türküm Diyene!

Yazan: isimsiz
Ayfer Hanım;
Ben 1-A sınıfı öğrenciniz Rana Günaydı'nın annesiyim.
Yürüyüşte sizide görmek ailece bizi gururlandırdı.Ayrıca kızımızın ilköğrenimine sizin gibi gerçek bir Cumhuriyetci ve değerlerine sahip çıkan bir öğretmenle başlamasını şans sayıyoruz.Her zaman sizin gibi eğitimcileri görmek umuduyla saygılar diliyorum.
Veliniz
Birgül Günaydın
Bağlantı

2007-04-16 15:48:19 - Rehavete kapılırsak karanlığın gelmesi uzak değildir!

Yazan: Kalemlik Dergisi-başyazar
Kurtuluş Savaşı sırasında, meclisten bir heyet, ordunun durumu hakkında bilgi almak üzere cepheleri gezer. Heyet, bulundukları alandan, gece yarısı, kağnı arabalarıyla, çoluk, çocuk; genç, yaşlı; kadın, erkek binlerce Türk ün, ordusuna, ihtiyaçlarını ulaştırmak için yollara döküldüğüne tanıklık eder. Bir mebus: -Gecenin, bu saatinde, bunca insanı yollara döken bu güç ne ola ki?- diye sorunca, yanındaki arkadaşı yanıt verir: istiklal arzusu!

14 Nisan 2007 Cumartesi, Ankara-Tandoğan da bulunanlar çok iyi bilirler ki orada yüzbinler değil milyonlar vardı! Milyonlar, her çeşit vasıtayı kullanarak, geceden, yollara dökülmüşlerdi! Görülmeye değer bu manzara birilerinin gözlerine hitap etmediyse de millet, çağdaş Türkiye idealinden vazgeçemeyeceğini bütün dünyaya haykırmıştır. Tam bağımsız, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti ni, bu yolundan döndürmek isteyenlerin nasıl bir güçle karşı karşıya kalacakları açıkça ilan edilmiştir. Bugün, -bu güç ne ola ki?- diye sormaya gerek yoktur; bu güç, Türk ulusunun zihninde ve benliğinde yer etmiş Atatürk sevgisinin gücüdür. Bugün, bütün dünya çok iyi bilir ve teslim eder ki sevginin gücünü yıkabilmek mümkün değildir. Atatürk ü kalplerden ve zihinlerden söküp atmak isteyenler, elbette çalışmaya devam edecektir. Buna geçit vermemek için, Atatürkçü herkes, çevresini bu bilinçle aydınlatabilmeli, karanlığa geçit vermemek için var gücüyle çalışmalıdır. Yoksa Atatürk ün de dediği gibi -rehavete kapılırsak karanlığın gelmesi uzak değildir!- Bugün, değerlerimize, her zamankinden daha çok sahip çıkmak zorunda olduğumuz bir geçitten geçiyoruz. Bu amaçla, gönül gönüle, hep birlikte haykırmaya devam edelim: Cumhuriyet sahipsiz değildir!

http://kalemlikdergisi.blogspot.com/2007/04/rehavete-kaplrsak-karanln-gelmesi-uzak.html
Bağlantı

2007-04-15 11:12:02 - NE KADAR GURURLANSANIZ AZ

Yazan: isimsiz
Siz ve sizin gibi öğretmenler olduğu sürece Cumhuriyetimize hiç bir şey olmaz.Teşekkürler Öğretmenim.Saygılarımla.
Bağlantı

• Pazar, Nisan 15, 2007 - TARİHİ UYARI

 

 

MUHTEŞEM BİR GÜNDÜ

           "Cumhuriyet Yürüyüşü" adı altında yapılan ve bence tarihe geçecek olan bu gün yani "14 Nisan 2007" şeriata atılan bir tokat niteliğindeydi.Cumhuriyet'imizi şeriat yanlısı insanlara teslim edemiyeceğimizin bir göstergesiydi.Bir öğretmen olarak bu mitinge katıldım ve ben de Ankara'daydım.Görüntü muhteşemdi.Sözcüklerle anlatılacak gibi değil.Televizyonlarda gördükleriniz çok azıydı.Verilen rakamlar kesinlikle yalan.Bazı medya gruplarının sıradan bir olay gibi yansıttıkları bu gün hiç de onların dediği gibi değildi.Ama paranın gücü gerçekleri yazmalarına engel oluyor maalesef.Oysa bilmiyorlar ki bu CUMHURİYET hepimizin ve hepimizin sahiplenmesi gereken bir değer.

 

BUGÜN SAHİP ÇIKMAZSAK YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR.

 

İzmir Karşıyaka'dan 13 otobüs kaldırıldı.

 

 

Karşıyaka sahilinde otobüsümüzü beklerken

 

 

2 kilometre uzunluğundaki bayrağımızı açtığımız an.

 

 

Görüntü o kadar güzeldi ki bayrağın altına girip alttan fotoğrafını çektim.

 

 

ANITKABİR ANLATILACAK GİBİ DEĞİLDİ.

BELKİDE TARİHİNDE EN ÇOK ZİYARETÇİ AKININA UĞRADIĞI GÜNDÜ.

 

 

EN ANLAMLI PANKARTLARDAN BİRİ

 

 

ATA'MIZI GURURLANDIRDIĞIMIZ ANLAR

 

 

 

 

 

 

 

Anıtkabir'in merdivenlerinde tesadüfen Bedri Baykam'la yan yana geldik.

 

 

 

 

NE ACIDIR Kİ BÖYLESİNE GÜZEL  BİR GÜN AYNI ZAMANDA HEPİMİZİN YÜREĞİNİ ACITAN ,33 YAVRUMUZU ,ANNELERİNİ ve MESLEKTAŞLARIMIZI YİTİRDİĞİMİZ BİR GÜNE DE DAMGASINI VURMUŞTUR.YAKINLARINI ve YAVRULARINI KAZADA KAYBEDEN ACILI AİLELERE BAŞSAĞLIĞI ve SABIR DİLİYORUM.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

• 2007-06-27 02:34:11 - selam

Yazan: poyrazkoy
Dost sitelerden ulaştım blogunuza.İyiyki gelmişim çektiğin fotoğraflarda kendimi gördüm.Baştan beşinci fotoda,sizin 2 km lik bayrağınızın solunda gri ceketli elinde bayrak kaldıran bir adam var.İşte o adam bendeniz efendim.Ankara'yada,İzmir'ede,Çanakkaleyede,Samsuna da gittim.Zaten İstanbuldayım.Mustafa Kemal ve vatan aşkı neler yaptırmıyor ki.Dilerim 23 temmuz
daha güzel günlerin başlangıcı olur da yeniden yollara düşmek zorunda kalmayız.
Sevgiler bıraktım sayfana sevgili öğretmenim.
Bağlantı

• 2007-06-16 15:51:00 - Cumhuriyet Hepimizin

Yazan: ayfergokcen
Sayın Hilâl,
Hilâl nikiniz mi ,yoksa isminiz mi bilemiyorum.Ama şunu biliyorum ki beni ve İzmir'i çok iyi tanıyan bir kişisiniz.Üyesi olduğum bir öğretmen sitesi var belki de ordaki Hlilâl'siniz.Kim olduğunuz tabiki önemli değil.Önemli olan insanların düşünceleridir.

Mesajınızda belirttiğiniz bazı konularda size yanıt vermek istiyorum.

Karşıyaka-İzmir ayrımcılığı ile ulusal mücadelemizi bir tutmanız gerçekten çok ilginç.Evet yalan değil...Karşıyaka'da oturan insanlar Karşıyaka'yı İzmir'den farklı tutarlar.Ben de 29 yıldır Karşıyaka'da oturan biri olarak bunu yaşıyorum.Karşıyaka benim için bir sevdadır.Bu sevda ölünceye kadar da bitmeyecek.Bu düşüncemin sanıyorum kimseye zararı yok ve benim ya da başka insanların bir tercihidir.Siz de yaşadığınız yeri sonuna kadar savunabilirsiniz.Bunlar yaşadığın yeri sevmen ve orda yaşamaktan mutlu olmanla ilgilidir.Eğer bu kadar basit bir konuyu bölücülük olarak düşünüyorsanız vay bizim halimize ! Hepimiz vatanımızı seviyoruz.Özellikle son günlerde hoşgörüyle birlik ve beraberlik içinde olmak en büyük ihtiyacımız.

Yazınızda "Eminim ki Başbuğ ATATÜRK yaşasaydı bugün bilinçsizce meydanlara çıkanları yargılardı İstiklâl Mahkemelerinde!!! " demişsiniz.Öncelikle şunu belirteyim Sayın Hilâl,her siyasi düşünce işine geldiği gibi ATATÜRK isminin önüne bir sıfat takmıştır.Atatürk isminin önüne getirilecek çirkin ya da güzel hiç bir sıfat ATATÜRK gerçeğini ortadan kaldıramaz...Bırakın Türk ulusunu bütün dünyanın önünde eğildiği bir insanın yani ATATÜRK'ün öğretmeni olmak beni son derece gururlandırıyor.30 yıllık meslek hayatımda Atatürkçü düşüncemdeki çizgimden asla taviz vermeden bu günlere geldim ve hep bu doğrultuda öğrenciler yetiştirdim.

Sayın Hilâl, Atatürk sağ olsaydı neden meydanlara çıkanları yargılardı ki? Sanıyorum siz bu mitinglere katılmadınız.Eğer katılsaydınız meydanlarda toplanan yüzbinlerce insanın tek bir siyasi görüşe sahip olmadığını ve tek ortak noktalarının "Cumhuriyet"ine sahip çıkmak olduğunu görebilirdiniz.Çoğu mitinglerde olaylar çıktığı halde niçin Cumhuriyet mitinglerinde olaylar çıkmadı.Çünkü ortak paydamız çok önemliydi "Cumhuriyet"...

"Yarının büyüklerini yetiştirenlerin böyle galeyana gelmelerini görmek üzücü.. " bu söz size ait Sayın Hilâl, bu sözünüzü size aynen iade ediyorum ! Hiç kimseyi o meydanlara silah zoruyla götürmediler.Vatanına sahip çıkan ve geleceği için endişe duyan,duyarlı insanların toplandığı alanlardı.Bir ulusun yeniden uyanışıydı.
İsterseniz Atatürk'ün Gençliğe Hitabını bir kez daha okuyun,okuyun ki yıllar önce bu günleri görebilen Atatürk'ün önünde bir kez daha eğilin.Ankara mitinginde Anıtkabir'de toplanan insanları görseydiniz Atatürk'ün o insanlarla ne kadar gurur duyduğunu da hissedebilirdiniz.Saygılarımla.




Düzenleyen ayfergokcen gün: June 16, 2007 saat: 16:24
Bağlantı

• 2007-05-18 17:10:47 - önce herkes kendini bilmeli!!!

Yazan: HiLâL
meydanlara inip gösteri yapana kadar öncelikle göztepe karşıyaka ayrımını bi yere bırakın!!!
yok tam 35 yok 35,5.. ayıp ya.. siz önce kendi şehrinizde bütünlük sağlayında sonra Cumhuriyetimizi kurtarın!!!
Eminim ki Başbuğ ATATÜRK yaşasaydı bugün bilinçsizce meydanlara çıkanları yargılardı İstiklâl Mahkemelerinde!!! Çünkü inönünün chp sinin sandık çalışmasından ileriye gidememiştire bu yapılan yürüyüşler..
açıkcası yarının büyüklerini yetiştirenlerin böyle galeyana gelmelerini görmek üzücü..
saygılar.
Bağlantı

• 2007-04-29 12:00:52 - Canım Ablam ve aynı zamanda Manevi Annem'e

Yazan: Mustafa Kemal'in Askeri
Canım Ablacım, valla seni tanıdığım o ilk günü üzerinden yıllar geçsede daha dün gibi hatırlıyorum... Bize evini açtın, evini açtığın yetmedi bizi evlendirdin, o da yetmedi bize evini verdin, o da yetmedi dertlerimizi , tasamızı , sevincimizi ve üzüntümüzü paylaştın...Şimdi bu da yetmezmiş gibi ülken adına , demokrasi adına, Mustafa Kemal adına yollara düşüp şeriata ve yobazlara bayrak açtın... Seninle gurur duyuyorum demek sadece okyanusta bir damla suyu tarif etmek gibi ama bazen kelimeler kifayetsiz kalıyor tıpkı o meydanlarda görüntüyü görüp soluksuz kalındığı gibi...
Daha yazacak nice şeyler var... Ne varki ben işi öz bir şekilde toparlayayım....
İYİKİ VARSIN CANIM ABLAM...
Oğlun Metin...
Bağlantı

• 2007-04-21 18:23:12 - ÇOCUKLARA KIYANLAR !

Yazan: Hasan Fuat Göçer - Gökçen ve Sencer'in babası
ÇOCUKLARA KIYANLAR !

33 kişi, İzmir’den Kapadokya gezisi için neşeyle yola çıkan minik öğrenciler, ülkelerini tanımanın heyecanını yaşıyorlardı, bir çoğu ilk kez oturdukları yerden dışarıya çıkmışlardı. Etraflarına ilgiyle bakıyorlar, öğretmenleri ve velileri ile doyasıya eğleniyorlardı. Derken vakit akşam oldu yemek için mola verildi, neşe içinde yemeklerini yerken bulundukları lokantaya da neşe doldurmuşlardı, çocukların bu neşeli hali etraflarında yemek yiyen diğer yorgun insanlara da enerji vermiş, içlerine neşe ve huzur doldurmuş tu. Artık hareket saati gelmişti, bütün çocuklar sabahleyin Kapadokya’yı görecekleri için acele ile otobüse bindiler, varacakları yere bir an önce varmak ve ülkelerini tanımaya başlamak istiyorlardı… ama bilmedikleri bir şey vardı. Ülkelerinde kural tanımayan yaratıkların, umursamaz bir şekilde her tarafta dolaştıklarından haberleri yoktu, bir gün önce uykusunu alamamış bir şoför amca ile hedeflerine doğru yola koyuldular, minik bebeler rüyalarında yemyeşil yerler, etrafların da uçan ve onlarla oynayan melekler görüyorlardı, neşeyle sordular ‘’ burası neresi, Kapadokya mı ?’’ dediler… melekler ‘’ sizler artık Cennet’tesiniz’’ diye cevap verdiler…

Evet, bu evlatlarımız acı bir şekilde aramızdan ayrıldılar, ülkemizde kurallara uymamayı görev sayan kişiler sebep oldular, ama bu yaratıklara gerekli cevabı, hepsi birbirinden değerli hakimlerimiz ve savcılarımız verecekler, elbette verilecek en ağır ceza bile ailelerin acısını dindirmeyecek ama en azından örnek teşkil edecek bir ceza verilirse, ülkemizde kurallara uymama diye bir sorun kalmayacak. Yalnızca trafik için geçerli olmayacak bu karar. Aynı şekilde vurdumduymazca hareket ederek masum canlara kıyan yada bu tür olaylara sebep olan her kişi için geçerli olacak. Rögar kapağını çalan da, alan da, o kapağı yerine monte etmeyen de cinayete ortak olmaktan yada TCK da mevcut bulunan olası kastın en üst sınırından hüküm giydikten sonra, öyle inanıyorum ki ülkemizde insan hayatı en ön plana çıkacak, özel yada tüzel kişiliklerin hepsi önce insan ilkesini düşünerek daha doğrusu alacakları ceza korkusuyla, insan hayatını düşünerek hareket edeceklerdir. Bu konuda değerli hakimlerimize ve savcılarımıza çok önemli görev düşmektedir. Böyle bir durumda Yargıtay’a giden davalarda da sayın Yargıtay üyelerimiz üst sınırdan verilen cezaları ‘’ gerekçesini’’ aramadan onaylarsa, halka çok büyük hizmet etmiş olacaklar ve halkın adalete olan güvenini sağlamış olacaklardır. Masum insanlar adalet arıyorlar.
Şimdi gelelim bu feci olayın sorumlularına, uykusunu alamayan şoför, karşı yöne geçerek bir kum kamyonuna çarpıyor, benim düşünceme göre kum kamyonu ve o kumu yükleyen firmada birinci derecede sorumlu. Tıpkı 44 kişilik bir otobüse 66 kişiyi dolduran turizm firması sahipleri gibi.
Eğer 15 tonluk kum kamyonu, 25 ton kum yüklemeseydi bu kazada kayıplarımız çok daha az olacaktı. Normal tonajda yüklenen bir kamyonun manevra yeteneği daha seri olacak ve belki de üstüne doğru gelen otobüsten kaçabilecekti, o anda da uyanan otobüs şoförü, aracını toparlayabilecekti.
Eğer kum yükleyen firma, karayolları kanununa uygun hareket ederek, kum kamyonunu istiap haddi kadar yükleseydi, bu çocuklarımızın kurtulma şansı yine olacaktı. Kum kamyonuna çarpan otobüs tıpkı ‘’ sabit bir kayaya çarpmış gibi oldu ve yerinden dahi kımıldayamayan bu kum kamyonunun tüm enerjisi fizik kuralları gereği otobüsün üzerine binerek, otobüsü paramparça hale getirdi.
Eğer turizm firması daha fazla kazanmak uğruna, fazla yolcu almasaydı yada yine karayolları kanununa göre her koltuğa bir yolcu alarak hareket etseydi… bu facia daha az can kaybına sebep olacaktı. Evet veliler yada okul yöneticileri daha ucuza çıkması için fazla yolcu talebinde bulunabilirler ama bu turizm firmasının kanunları çiğnemesini gerektirmez !
Şimdi soruyorum
Kum kamyonu şoförü aşırı yüklü olduğu zaman frenlerinin iyi tutmayacağını ve bir kaza anında ölüme sebebiyet vereceğinin bilincinde değimlidir ?
Kumu yükleyen firma, aynı şekilde bu kamyonun kaza yapma olasılığını düşünerek, olabilecek bir kazada ölümle sonuçlanacağını bilemez mi ?
Üç kuruş fazla para kazanmak için fazla yolcu alan bir turizm firması, yine bir kaza anında ölüm oranının,çarpmanın etkisiyle ezilmelerle olabileceğini bilmiyor mu ?
Uykusunu tam almadan yola çıkan bir şoför, direksiyonda uyuyup ölümlere sebep olabileceğini bilemez mi ?
Sorumluluk sahibi olan ve insan hayatına değer veren herkes, bu sonuçları görür. Eğer ülkemizde sorumluluk bilinci ile hareketi eğitimle öğretemiyorsak ya da bu yaratıkları eğitemiyorsak… Eğitecek kurumumuz mevcut, yani ‘’ Yargı’’. Evet görev size düşüyor değerli hakimlerimiz ! Bu çocuklar hepimizin çocukları, sizin yada bizim çocuklarımızda bu otobüsün içinde olabilirlerdi. Aramızdan uçup melek olan bu yavrularımız ahret’te bizlere hesap sorarlarsa… Ne diyeceğiz ? Kaderiniz buymuş deyip geçiştirecek miyiz? Yoksa boynumuzu bükerek susacak mıyız ?
Adalet diye çırpınan ailelerin yüreğine su serpin Hakim bey !
Hayatlarının ilk baharında aramızdan ayrılan yavrularımızın, hayatına sebep olanların hesabını görün Hakim bey !
Adalet, Adalet diye inleyen sessiz feryatları duyun Hakim bey !
Evladını eliyle kara toprağa veren babayı hissedin Hakim bey !

15 Nisan 2007- HASAN FUAT GÖÇER
Bağlantı

• 2007-04-21 17:48:51 - ULUSAL EĞEMENLİĞİMİZE HİZMET EDEN TÜM ÇOCUKLARA

Yazan: Hasan Fuat Göçer - Gökçen ve Sencer'in babası
MİLLİ MÜCADELEDE DESTAN YAZAN ÇOCUKLAR

Destan yaratan çocuklarımız, milli mücadele yılları… ülke parçalara ayrılmış, açgözlü Fransızlar,İngilizler, İtalyanlar, Yunanlılar ülkenin dört bir yanına girmiş, orduları dağıtılmış, Türk ulusu olmaz zulümle karşı karşıya kalmıştı.
Ama Fransızlar bilmiyorlardı nelerle karşılaşacaklarını, bilmiyorlardı ki Türk’e boyunduruk vurulamayacağını. Bunları bilmeyen Fransızlar Antep, Urfa ve Maraş’ı işgal ettiler. Fransızlar Maraş’ı birkaç yüz kişi ile, Urfa’yı da bir tabur ile işgal ettiler; yiğitçe direnen yöre halkı karşısında Fransızlar pek fazla direniş göstermeden ayrıldılar. Ama Fransızlar, kaderi kara yazılmış Antep’ten ayrılmak istemiyorlar, kuvvetlerini bu şehre yığdıkça yığıyorlardı. Düşman kuvvetleri :
19 Tabur Piyade
2 Süvari Alayı
5 Dağ Bataryası
1 155’lik Batarya
1 105’lik Batarya
1.5 Batarya 65’lik Top
½ Batarya 155’lik Top
1 Uçak Filosu (6 Uçak)
4 Tank
6000 Hayvan
21.500 İnsan ‘dan (1.500’ ü Ermeni gönüllü) oluşan koca bir ordu.
Gelelim Fransız’a , dünyayı dar eden, Antep kuvvetlerine
2070 kişi tüfekli
850 kişi silahsız
1 adet Ramazan topu ( her atışta parçalanıp yeniden onarılarak ateş eder hale getirilen )
Çocuk ve Kadınlar

Tankı, uçağı, topu, atları ve 21.500 kişiden oluşan koca orduya karşı, 2920 kişiden oluşan, özgürlüğü için, namusu için, vatanı için ölümü göze alan, yürekleri bir dünya kadar olan Antep halkı… Çocuğu, kadını, erkeğiyle birlikte.
Fransızlar 11 ay giremediler Antep’e . Çeteler (Antep savaşında sivil , silahlı halk ) cephelerde çarpışırken geri hizmetlerde bebeler bile görev yaptılar.
Çocuklarımız, analarının peçesini açmağa çalışan Fransız’a korkmadan taşla saldırdı, süngüyle delik deşik edilen bu çocuk, meşaleyi ateşledi… Şehit Kamil, küçük Kamil annesinin peçesini açmaya çalışan iki sarhoş Fransız askerine karşı taşla saldırdı, annesini kurtardı ama ne çare ki kendisi, Fransız süngüleriyle oracıkta can verdi.
Çocuklarımız, cepheden cepheye cephane ve erzak taşıdılar, hele hele bunların içinde 14 çocuk vardı ki… Yaşları 10 ile 14 arasında 14 çocuk şehit… Nasıl kıyılır bu çocuklara ? Nasıl yürek parçalanmaz , hunharca kurşanlanan ve süngülenen bu çocuklara ?… Antep’in çocuklarına…
27 Mart 1920, Antep halkı düşman Fransızı şehre sokmamak için, şehre 28 km uzaklıkta Elmalı köprüsünde, Şahinbey önderliğindeki çeteler can siperane çarpışıyorlar ama cephane azalmış erzak bitmiştir. Antep’ten hemen cephane ve erzak elde bulunan katırlara ve eşeklere yüklenir; yetişkinler cephede olduklarından bu iş bebelerimize kalır. 10 ile 14 yaşları arasındaki bebelerimiz büyük bir sevinç ve heyecanla hayvanları önlerine katarak 28 km uzaklıktaki Elmalı köprüsüne varırlar. Vakit akşam olmuştur, Şahinbey ve çeteler çocukları alınlarından öper ve karınlarını doyururlar. Yavrular Şahin Beyin, çetelerini etrafında toplayıp Kur-an ve silah üzerine el bastırarak yemin ettirmesini büyük heyecan içinde izlerler. Gece yola çıkıp Antep’e dönemeyen çocuklar, geceyi Elmalı Köprüsüne 200 metre uzakta bulunan ‘’ DOKURCUM DEĞİRMENİ’’ nde geçirirler. Sabah uyandıklarında Şahinbey ve çeteleri şehit olmuş, köprü başında al kanlar içinde yatmaktadırlar. İşte o anda alçak Fransız, çocukları görür. Çocuklar silahsız, hepsi ana kuzusu ama yürekleri memleket kadar büyük. Hemen değirmene girer küçük yavrular, kapının arkasına ne bulurlarsa koyarak beklemeye başlarlar. Fransız kapıya dayanır açamaz, hemen kapıyı havaya uçururlar, 14 masum yavruyu ellerini bağlayarak dışarıya çıkarırlar, değirmenin yanındaki dik kayaların altına getirirler. Çocuklar elleri birbirine bağlı halde, tüfeklerini kendilerine doğrultmuş Fransıza bakmaktadırlar, Ali, Hasan, Hüseyin, Bekir, Mamet, Ahmet, Ömer, Cevdet, Hökkeş, Şahin, Abdullah, Mahmut, Kadir ve İbrahim… hepsi birbirlerine baktılar, gözleri ile helalleştiler ve sanki sözleşmiş gibi, hep beraber şahadet kelimesini haykırarak söylemeğe başladılar, daha kelimeler bitmeden sessizlik bozuldu; tak,tak,tak… Yüzlerce mermi sesi dik yamaçlarda yankılandı, yankılandı, yankılandı… Sanki Fransız tüm hıncını bu bebelerden alıyordu, cansız bedenler toprağa düştüler, bununla yetinmeyen Fransız cansız bedenleri süngülemeğe başladı, süngüledi, süngüledi, süngüledi… Çocukların tekrar kalkmalarından korkuyorlardı, sanıyorlardı ki Antep’e Azrail uğramıyor, ölen tekrar diriliyordu.

Kim unutabilir, fedai çocukları, Şehit İsmail ve Gazi Mehmet’i ; Antep kuşatma altında iken, merkez komutanı Arslan Bey, kuşatmanın dışında bulunan 2. Kolordu Komutanı Selahattin Adil Bey’e bir haberin acele gönderilmesi gerekiyordu. Hiçbir kimsenin şehrin dışına çıkma imkanı yoktur. Arslan Beyin yanında bulunan 11 yaşında iki çocuk, İsmail ve Mehmet , biz gideriz dediler ve mektubu alıp kuşatılmış şehirden çıkmak için yola koyuldular. Tam kuşatmayı yaracakları sırada dürbünleri ile etrafı gözleyen düşman askerleri, çocukları görür ve süvarileri gönderirler. Süvarilerin geldiğini gören Mehmet elinde bulunan haber kağıdını hemen yanında durduğu üzüm bağının dibine gömer, İsmail ve Mehmet sorgularında; öksüz oldukları için dilenmeye çıktıklarını söylerler. Akşam vakti çocuklar serbest bırakılır, şehre dönmek için hareket eden çocuklara yolda başka bir Fransız grubu ateş açar, iki çocuk da vurulur, 11 yaşındaki İsmail şehit olur. Mehmet yaralıdır, Fransızlar hastahanede Mehmet’in yaralı ayağını keserler. Mehmet’i ziyaret eden Fransız komutanı Abadi sorar: ‘’Şehre döndüğün zaman bize karşı tekrar savaşacak mısın ? ‘’ 11 yaşındaki Mehmet hiç korkmadan ‘’ emin olabilirsiniz’’ der. Mehmet şehre döndükten sonra, tek bacağıyla seke seke savaşın sonuna kadar hizmet eder.

Tilki Mamet’in oğlu Şerif, o da henüz 11 yaşında, bir bombardıman esnasında, siperlerle, Heyet-i Merkeziye arasındaki bağlantı kesilir, telefon kablosuna ihtiyaç vardır ama elde mevcut kablo hiç yoktur. Bağlantı kopukluğundan ötürü siperdekiler ne yapacaklarını şaşırırlar. O esnada siperdeki babasına ve diğer şehir halkına yemek ve su getiren Şerif, konuşmaları duyar, ‘’ bana bir tel kesen makas verin size tel getireyim’’ der. Bu işin nasıl olacağını bilemeyen çeteler, 11 yaşındaki Şerif’e güvenerek tel makasını verirler.
Gece geç vakit Şerif omzuna doladığı telefon telleriyle geldi.
- ‘’ Nereden buldun bunu ?’’ dediler. Başını okşadılar, öptüler, karnını doyurdular.
Şerif yaptığı işi anlattı:
- ‘’ Bağların içinden, doğru Alleben deresi’ne indim. Dere çukurda olduğu için düşmanlar beni görmedi. Yürüyerek Mağanoğlu Köprüsü’ nün altına vardım. Akşam oldu, köprünün ayağının dibindeki telefon direğine çıktım, teli kestim sonra diğer direğe çıkıp onu da kestim ve kimseye görünmeden aynı yoldan geri döndüm ‘’ dedi. Ne yazık ki bir süre sonra çetelere yemek taşıyan Şerif, yemek taşıdığı sırada şehit oldu.

Şahin Bey’in oğlu Hayri,
Babası şehit olan Mamet Ali, bunlar 11 ve 12 yaşlarında elde tüfek cephelerde savaştılar, babalarının intikamını aldılar.

İlk işgal günlerinde, şehrin içine giren Fransızların komutanı, bir okulu ziyaret eder, okuldaki çocuklara yanında getirttiği şekerleri vermek ister ama ilkokul çocukları kendilerine uzatılan şekerleri almazlar. Bu durum karşısında ne yapacağını şaşıran komutan şekerleri kapının önüne bırakıp gider. Çocuklar şekere dokunmazlar bile, okul idaresi şekeri düşman karargahına geri gönderir ve görevli müstahdeme tembih ederler
‘’ eğer şekerleri almazlarsa kapılarının önüne bırak gel ‘’ diye. Nitekim hademe şekerleri karargahın önüne bırakıp gelir.

Evet ,Türk çocukları bir destan yazdılar, ülkenin kurtuluşu için gözlerini bile kırpmadan şehit ve gazi oldular. Topraklarımızın her karışı kanla alındı, dedelerimiz bizim için savaştı ve şehit oldu. Emperyalistlerin o zamanki politikaları ne ise şu anda da aynı politikayı gütmektedirler. Topu ile , tüfeği ile alamadığı topraklarımızı, çeşitli hileler kullanarak almak istiyorlar. TV’ ler vasıtasıyla kendi lisanlarını , bozuk ve çıkarcı kültürlerini; lokantalarımız vasıtasıyla da Fast Food tarzı yemeklerini, ülke çocuklarımıza ve gençlerimize aşılayarak, çocuklarımızı zehirlemek ve egemenlikleri altına almak istemektedirler.
Ama bilmiyorlar ki; Anadolu’yu gezerken her köyde, her şehirde gördüğünüz ayağı yalın, başı kabak ‘’ Höt !... ‘’ dediğimiz zaman kaçan çocuklarımız, normal hayatta, yukarıda örneklerini sıraladığım çocuklara benzerler. Ama ülkenin zor zamanlarında bu çocukların her biri aslan kesilir ve ölümü dahi göze alırlar.

Ey Türk çocuğu ! Allah seni özenerek yaratmış, dünyanın bozuk ahlak ve düzeni, senin genlerinde bulunan, üstün zeka, üstün ahlak ve üstün yeteneğini bozmaya yeterli olmayacaktır. Zor şartları aşabilme yeteneğin ve zor şartlarda göstereceğin üstün kahramanlıklar, sana gösterilmek istenmese de, sen sahip olduğun özelliklerini korumaya yeterlisin. Kim ne derse desin ! Sen dünya’yı yönetebilecek yeteneklerle donatılmışsın. Türk çocuğu Allah’ın Dünya’ya bir armağanıdır.
23 İSAN ULUSAL EĞEMENLİK BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN SEVGİLİ ÇOCUKLARIM.

19 Nisan 2007 – HASAN FUAT GÖÇER
Bağlantı

• 2007-04-19 18:39:04 - slmm

Yazan: zorlukizlar
anladıgımm kadarıyla öğretmensınız bende lıse son öğrencısıyımm blog cok gusell gercektenn öğretmenım atamızı atatürkümüzü öyle gusell anlatmıssınız kı daha ne dıyımm kendınıse ıyıbakınn
Bağlantı

• 2007-04-16 21:15:57 - Ne Mutlu Türküm Diyene!

Yazan: isimsiz
Ayfer Hanım;
Ben 1-A sınıfı öğrenciniz Rana Günaydı'nın annesiyim.
Yürüyüşte sizide görmek ailece bizi gururlandırdı.Ayrıca kızımızın ilköğrenimine sizin gibi gerçek bir Cumhuriyetci ve değerlerine sahip çıkan bir öğretmenle başlamasını şans sayıyoruz.Her zaman sizin gibi eğitimcileri görmek umuduyla saygılar diliyorum.
Veliniz
Birgül Günaydın
Bağlantı

• 2007-04-16 15:48:19 - Rehavete kapılırsak karanlığın gelmesi uzak değildir!

Yazan: Kalemlik Dergisi-başyazar
Kurtuluş Savaşı sırasında, meclisten bir heyet, ordunun durumu hakkında bilgi almak üzere cepheleri gezer. Heyet, bulundukları alandan, gece yarısı, kağnı arabalarıyla, çoluk, çocuk; genç, yaşlı; kadın, erkek binlerce Türk ün, ordusuna, ihtiyaçlarını ulaştırmak için yollara döküldüğüne tanıklık eder. Bir mebus: -Gecenin, bu saatinde, bunca insanı yollara döken bu güç ne ola ki?- diye sorunca, yanındaki arkadaşı yanıt verir: istiklal arzusu!

14 Nisan 2007 Cumartesi, Ankara-Tandoğan da bulunanlar çok iyi bilirler ki orada yüzbinler değil milyonlar vardı! Milyonlar, her çeşit vasıtayı kullanarak, geceden, yollara dökülmüşlerdi! Görülmeye değer bu manzara birilerinin gözlerine hitap etmediyse de millet, çağdaş Türkiye idealinden vazgeçemeyeceğini bütün dünyaya haykırmıştır. Tam bağımsız, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti ni, bu yolundan döndürmek isteyenlerin nasıl bir güçle karşı karşıya kalacakları açıkça ilan edilmiştir. Bugün, -bu güç ne ola ki?- diye sormaya gerek yoktur; bu güç, Türk ulusunun zihninde ve benliğinde yer etmiş Atatürk sevgisinin gücüdür. Bugün, bütün dünya çok iyi bilir ve teslim eder ki sevginin gücünü yıkabilmek mümkün değildir. Atatürk ü kalplerden ve zihinlerden söküp atmak isteyenler, elbette çalışmaya devam edecektir. Buna geçit vermemek için, Atatürkçü herkes, çevresini bu bilinçle aydınlatabilmeli, karanlığa geçit vermemek için var gücüyle çalışmalıdır. Yoksa Atatürk ün de dediği gibi -rehavete kapılırsak karanlığın gelmesi uzak değildir!- Bugün, değerlerimize, her zamankinden daha çok sahip çıkmak zorunda olduğumuz bir geçitten geçiyoruz. Bu amaçla, gönül gönüle, hep birlikte haykırmaya devam edelim: Cumhuriyet sahipsiz değildir!

http://kalemlikdergisi.blogspot.com/2007/04/rehavete-kaplrsak-karanln-gelmesi-uzak.html
Bağlantı

• 2007-04-15 11:12:02 - NE KADAR GURURLANSANIZ AZ

Yazan: isimsiz
Siz ve sizin gibi öğretmenler olduğu sürece Cumhuriyetimize hiç bir şey olmaz.Teşekkürler Öğretmenim.Saygılarımla.
Bağlantı

HAKKIMDA

Mesleğim,okulum ve öğrencilerim
SON EKLENEN YAZILAR
"BİR SEVDADIR ÖĞRETMEN OLMAK."
ÇILGIN VE AKILLI SINIFIMLA VEDA YEMEĞİMİZ :))
UMUTLARIMIZIN GERÇEKLEŞTİĞİ NİCE YILLARA
BİR SEVDADIR ÖĞRETMEN OLMAK
YÜREĞİNİZDEKİ BAYRAMLAR HİÇ BİTMESİN
TÜM ÖĞRENCİLERİME İYİ TATİLLER DİLİYORUM
TÜM ÇOCUKLARIN BAYRAMI KUTLU OLSUN
GURURUMUZ NAZ
MİLLİ EĞİTİM VAKFI
MUSTAFA KEMAL'LER TÜKENMEZ
CUMHURİYETİMİZE SAHİP ÇIKALIM
4-D SINIFI İLE GURUR DUYUYORUM
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
YENİ BİR BAŞLANGIÇ YENİ BİR MUTLULUK
HEPİNİZİ ÇOK ÖZLEYECEĞİM
İYİKİ DOĞDUNUZ İYİKİ VARSINIZ MİNİKLERİM...
TARİHİ UYARI
BARIŞ ve HUZUR İÇİNDE NİCE YILLARA
MİNİK ÖĞRENCİLERİM
NUR İÇİNDE YAT MİNİK GÖKÇEN
BİR SEVDADIR ÖĞRETMEN OLMAK
HATIRLAMAMIZDA FAYDA VAR
ATATÜRK
ÜSTÜN DÖKMEN YORUMU
KARDELEN ÇİÇEĞİ

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
ZİYARET EDEBİLECEĞİNİZ BİR SİTE
ÖĞRETMENLER BU SİTEYİ MUTLAKA GÖRMELİSİNİZ

Kategoriler

Arkadaşlar

raciegi
sessizofke01
kartanem
alisahin37
suskunsokaklar
memurdostu
bebekler
atasagun
alsancakkoyu
kardelenn
gazikemal
paratoner
dikkatli
erden
beklemeodasi
ozcanozturk
tezene
ayvalikli
ngenc
HASAN YILMAZ
ozledigimcocuk
soyumturk
gokhanbalci53
ziranbula
nilsu35
incesan

  • Son Yorumlar


    Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa



    haberler >



  • CANLI TV İZLEMEK veya RADYO DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN



    online misafir var.








    www.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.ws